Close
Show
Köşe Yazıları Köşe Yazarları
Dünden Bu Güne Deri San...
M.Tahsin ERGÜVENDünden Bu Güne Deri Sanayi // Mehmet Tahsin ERGÜVEN

1975 yıllarında deri sanayinde Çubukçuoğlu Deri (İsmail Çubukçu)’de ç [ ... ]

Dünya’nın En Güzel K...
Konuk YazarDünya’nın En Güzel Kadını “Annem” // Hasan GÜÇLÜ

Bir “Anneler günü” daha…
Dört tane evladı doğurup karşılıksız b [ ... ]

İslam Ve Bilim- 3 // Yun...
Yunus Baki Koçakİslam Ve Bilim- 3 // Yunus Baki KOÇAK

“Biz kitapta (Kuranda) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” Enam 38. “Sana b [ ... ]

Kanadı Kırık Kuş… /...
Gerede HABERKanadı Kırık Kuş… / Ümmiye YILMAZ ERÇEVİK

Mevsim saçlarına papatyalardan taç yapmış bahardı… Anne kuşun dört tan [ ... ]

Hz. Peygamber ve Kardeşl...
Yakup KaradavutHz. Peygamber ve Kardeşlik Köprüsü // Yakup KARADAVUT

Sevgili Kardeşlerim!           Aynı anne-babadan dünyaya gelmiş kişi [ ... ]

   
   

GEREDE HABERLERİ [TÜMÜ]
eczacilar-gününüz-kutlu-olsun-gerede-haberleri
16 Mayıs 2012 - 06:22 /   Gerede Belediye Başkanı Ömer BAYGIN 14 Mayıs Eczacılar günü münasebetiyle ilçemizde hizmet veren...
girişimciler-belgeleniyor-gerede-haberleri
15 Mayıs 2012 - 05:43 /   KOSGEB & Gerede Belediyesi işbirliğinde düzenlenen Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi Kursu´na...
nimet-meto-yılın-annesi-oldu-gerede-haberleri
14 Mayıs 2012 - 09:43 / GEREDE HABERLERİ // Gerede Kaymakamlığınca Gerede’de çocukları çok seven ve eğitime desteklerini...
ramazan-çelik-bucak’ta-engellilere-moral-oldu-gerede-haberleri
14 Mayıs 2012 - 07:28 /    Bucak Zihinsel ve Bedensel Engelliler Yaşatma ve Koruma Derneği tarafından 13 mayıs 2012 pazar günü...
gerede-ülkü-ocaklarinda-bayrak-değişimi-foto-galeri-gerede-haberleri
13 Mayıs 2012 - 18:09 / GEREDE HABERLERİ // Gerede Ülkü Ocakları geçtiğimiz gün devir teslim töreni gerçekleştirdi. Gerede Ülkü...
geredeli-ramazan-çelikle-vatan-tv-de-çiftetelli-gerede-haberleri
13 Mayıs 2012 - 07:43 / Geredeli Ramazan Çelik her zaman olduğu gibi konukları ile beraber Vatan Tv de çiftetelli programında...
hizmeteli-derneği-ve-sosyal-yardimlaşma-vakfi-30-öğrenciyi-giydirdi-foto-galeri-gerede-haberleri
11 Mayıs 2012 - 12:33 / Gerede Haberleri [Foto Galeri] // Edinilen bilgiye göre geçtiğimiz günlerde Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve...
gerede-belediye-başkanliğindan-duyuru
11 Mayıs 2012 - 12:20 / Gerede Haberleri // Gerede Belediye Başkanlığı Dün Yaptığı Duyuru ile Atık Su ve Evsel Katı Atık...

BOLU HABERLERİ [TÜMÜ]
bolu-belediye-başkani-yilmaz’a-nobel-adayi-korodan-ziyaret-bolu-haberleri
18 Mayıs 2012 - 06:31 /    Antakya Medeniyetler Korosu üyeleri dün akşam ki konserin ardından bu gün Koro Şefi Yılmaz Özfırat...
“bolu’nun-ve-bolu’da-yaşayan-her-insanin-hizmetkâriyiz”-bolu-haberleri
18 Mayıs 2012 - 06:22 / Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, her hafta Perşembe günleri gerçekleştirilen hasta ziyaretleri...
bolu-bsm-hm-topluluğu,yiğilca’da-konser-verecek-bolu-haberleri
17 Mayıs 2012 - 10:56 /         Şef Yılmaz Özcan yönetiminde çalışmalarını sürdüren, “BSM-Türk Halk Müziği Topluluğu”,...
bolu’da-medeniyetler-korosu’ndan-muhteşem-konser-bolu-haberleri
17 Mayıs 2012 - 10:42 /      Üç farklı semavi dine mensup kişilerden oluşan, seslendirdiği şarkılarla tüm dünyaya barış ve...
kültürel-marka-toplantisi-gerçekleşti-yeniçağa-haberleri
17 Mayıs 2012 - 06:28 /   Bolu Belediyesi’nin ev sahipliğinde Sakarya, Kocaeli ve Düzce Belediyesi’nin Kültür Müdürleri Bolu’da...
bolu’lu-izcilerden“kurtuluş’a-ilk-adim”-bolu-haberleri
17 Mayıs 2012 - 06:13 /          Bolulu izciler 16-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında Samsun’da kampa girecekler. Bolulu...

TÜRKİYE'den HABER TURU [Güncel, Ulusal, Yerel, Eğitim, Siyaset, Ekonomi, Kültür, Sağlık Habelrei] [TÜMÜ]
hac-kuralari-29-mayis’da-çekiliyor-güncel
15 Mayıs 2012 - 11:20 / Kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının belirleneceği kura çekim tarihi belli oldu. Bilgisayar...
dp-de-kongre-sonrasinda-önemli-isimler-görevlerinden-ayriliyor-ankara-haberleri
15 Mayıs 2012 - 06:39 / ANKARA HABERLERİ // Yazılı bir açıklama yaparak DP Kadın Kolları Genel Başkanlığı görevinden istifa...
engelli-çocuklarina-fedakârca-bakan-anneler-mamak’ta-yilin-annesi-seçildi-ankara-haberleri
15 Mayıs 2012 - 06:36 /         ANKARA HABERLERİ // Mamak Belediyesi yılın annelerini seçti. Mamak Misket mahallesi’nde 33...
helvaci’nin-11-başbehlivani-mehmet-yeşilyeşil-izmir-haberleri
15 Mayıs 2012 - 06:30 / ALİAĞA- İZMİR  HABERLERİ // Aliağa Belediyesi ve Aliağa Belediyesi Helvacı Spor Kulübü tarafından...
ankara-büyükşehir-belediye-başkan-adayi-yarpuzlu-halka-arz-yöntemini-benimseyecek-ankara-haberleri
14 Mayıs 2012 - 06:00 / ANKARA HABERLERİ // Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Prof.Dr.Ayşegül Akbay Yarpuzlu Başkent...
etimesgut-chp’den-anneler-günü-etkinliği-ankara-haberleri
11 Mayıs 2012 - 09:30 / Ankara Haberleri // CHP Etimesgut İlçe Örgütü Kadın Kolları Anneler Günü Kahvaltı Etkinliği...

Kuşlar

SATILIK LOKANTA MALZEMESİ - 2 Adet Davlumbaz - 1 Adet Çay Kazan Seti - 40 Kişilik Masa-Sandalye Takımı - 1 Adet Buzdolabı - 1 Adet Yemek Tezgahı - İletişim: 0537 592 00 57 – Gerede - Bolu

Yunus GÜLDEMİR

           Bin dokuz yüz seksen iki yılı Eylül’ünde Almanya’nın Nürnberg Kenti’nde öğretmenlik yapmak için, Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan  Türk Hava Yolları’nın bir uçağı ile Almanya ‘ya hareket ettik.

            Bir grup öğretmen, arkasında bir grup gözü yaşlı eş ve çocuk bırakarak, ölümden de ağır olduğu söylenen ayrılığı bir daha tadıyorduk; gurbetçiydik, gurbete gidiyorduk. Eylül ve hüzün; ayrılık ve gurbet; anlamda bütünleşmiş, suskunluğumuzu yaratmıştı; kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.

            Ankara-İstanbul arasında uçarken, hostes hanımın ikram ettiği kahveyle biraz kendimize gelmiştik. Çoğumuz uçağa ilk defa bindiğinden birazda yükseklik korkusundandı suskunluğumuz, dedim içimden. Direk Nürnberg’e uçak bulamadığımız için İstanbul’a  inip oradan Frankfurt’a  uçuyorduk. Kararımıza göre önce Frankfurt’a inecek oradan da Nürnberg’e kara yolu ile geçecektik.

            Otuz otuz beş dakika içinde Ankara dan İstanbul’a indik; fazla beklemeden Frankfurt uçağında yerimizi aldık. Uçağımız büyük bir uçaktı; içi çok genişti; DC On dediler; iki yüzün üzerinde yolcu taşıyormuş. Kazasız belasız havalanan uçağımız kısa bir zaman sonra uçuş yüksekliğindeki yoluna girdi. Uçağa, uçakla yolculuk yapmaya birazda olsa alışır olmuştuk. Belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra, bağlatılan kemerlerimizi çözebileceğimiz söylendi. Kemerlerimizi çıkardıktan sonra rahatça uçak içinde gezmeye başlamıştık. Söylenenlere göre de iki iki buçuk saat sonra Almanya’daydık.

            Kendimi bildim bileli yükseklikten korkarım, bu korkuya başkaları “yükseklik korkusu” diyor; hissettiğim bu korkuya biraz olsun yenebilmek için, yanıma aldığım dosya kağıtlarına eşime bir mektup yazmak istedim. Uçak içinde fazla sarsıntı olmadığından düzenli yazı yazılabiliyordu; mektubu yazmaya başladım.

11 Eylül 1982

Yugoslavya Semâları

 

“Kıymetli Eşim Sabire,

 

            Şu anda uçaktayım, uçağımız da bulutların üstünde; Federal Almanya’ya uçuyoruz. Senden ayrıldım, hava alanından saat sekizde hareket ettik; saat sekiz kırkta İstanbul’a indik; oradan başka bir uçağa binerek, saat onda yola çıktık. Nasip olursa Türkiye saati ile on iki otuzda Frankfurt’a ineceğiz. Bu mektubumun devamını da Nürnberg’e varınca yazacağım….”

            Mektubumun giriş bölümünü bitirmek üzereyken, uçak hosteslerinin yemek ikrâmı başladı; mektubu yazmaktan vazgeçtim.

            Yemek servisinden biraz sonra kaptan pilot uçağımızın Zagrep Kenti üstünde uçtuğunu, uçuş yüksekliğinin dokuz bin metre; uçuş hızının saatte sekiz yüz kilometre olduğunu, şimdi uçağın otomatik pilotla yolunda devam ettiğini duyurdu.

            Yavaş yavaş Almanya ‘ya doğru yol alıyorduk. Bizden önce uçakla uçmayı bilen yolcular, Avusturya semalarında, Alp Dağları üzerinden uçtuğumuzu söylediler. Altımızda küme küme bulutlar, bulutların altında yeşillikler arasında kirli beyaz renkli Alp Dağları’nı uçağımızın penceresinden seyrediyorduk. Çok geçmeden yine bilenler  Almanya üstünden uçtuğumuzu müjdelediler. Plânlı düzenli Almanya olanca güzelliğiyle altımızdaydı; bizim uçuş yüksekliğimizin çok altında seyreden bir çok uçakları, sıra sıra bulutları, dikdörtgen ve üçgen şeklindeki; sarı, yeşil, kahverengi bağları, bahçeleri, tarlaları kuş bakışı doya doya seyrediyorduk.

            Her ne kadar, kuşbakışı güzel manzaralar seyretsek de çoğumuzun suskunluğu devam ediyordu. Kafamızda, cevap bulamadığımız bir sürü soru vardı:

                                                                                                                                                                   “Yeni gittiğimiz ülke, hayalimizdeki gibi mi?”

            “O ülkenin  insanları bizi nasıl karşılayacaklar?”

            “Okulları ülkemizin okullarına benziyor mu?”

            “Orada çalışan işçi  kardeşlerimiz bizi nasıl bekliyorlar?”

            “Oraya ilk indiğimiz günün akşamında kalacağımız yer neresi olabilir? Bir otel mi,bir pansiyon mu, daha önceden adreslerini aldığımız işçi ailelerinin evleri mi, yoksa bekâr işçilerin kaldığı ‘Heim’ denen işçi pansiyonları mı?”

            Büyük bir şans mı diyeyim, tesadüf mü diyeyim, benim gideceğim adres Almanya’daki görev yerim söylendiği günde belli olmuştu. Şimdi gideceğimiz Nürnberg Kenti’nde, eniştem işçi olarak çalışıyordu. O’nun Nürnberg’te  kaldığı “Hirtengasse Dokuz” adresine gidecektim. Bu nedenle hiçbir gereksiz kuruntuya kapılmıyordum.

            Çıkmazdaki düşüncelerimizden uzaklaşıp ilgimizi başka yöne çekmek için yanımdaki koltukta oturan arkadaşım Ali’ye uçağın bir bölümüne asılmış Atatürk’ün bir portesinin altına yazılmış “İstikbâl göklerdedir.” özlü sözünü göstererek;

            “-Ne kadar da hâle uygun düşmüş bu özlü söz; iki bin bilmem ne kadar kilometrelik yolu, iki iki buçuk saatte alıyoruz; eğer karayolundan gitsek aylarca sürerdi yolculuğumuz; zamandan ne kadar tasarruf edildiğinin farkında mısın Ali?” dedim.

            Ali ile bir süre sonra binlerce yükseklikte, tonlarca ağırlıktaki metal yığınının içindeki yolcularla birlikte nasıl uçtuğunu, insanoğlunun uçağı bulması ve bu buluşun gelişmesinin yıllarca sürdüğü konusunda konuştuk. Bu konuda sohbetimiz daha bitmeden uçağımızın Frankfurt Hava Limanı’na inişe geçtiği duyuruldu.

            Uçağımız, hava limanına inip, yolcu indirme bölümüne yanaşırken, dünyanın, en önemli hava limanı olduğunu söyleyen Frankfurt Hava limanı’nı, içindeki çeşit çeşit uçakları, karıncalar gibi hızlı hızlı hareket ederek iki tarafa yük taşıyan küçük motorlu araçları büyük bir ilgiyle izliyorduk.

            Duran uçağımızın açılan kapısından direk meydana ineceğimizi düşünürken kendimizi dev bir hortumun içinde bulduk. Şaşkınlığımız sırasında, bir kişi, bu koridorun, körüklü bir geçiş köprüsü olduğunu, özel bir tertibatla uçağın kapısına yaklaştırıldığını söyledi. Daha şaşkınlığımız bitmeden kontrol görevlileri pasaportlarımızı, özel eşyalarımızı büyük bir dikkatle incelediler ve bizi bir salona aldılar. Girdiğimiz salonun her yanına asılmış hiç biri Türkçe olmayan ışıklı yazılar, şimdiye kadar kitaplarda resimlerini görebildiğimiz Almanya ‘ya artık geldiğimizi söylüyor gibiydi.

            Her yönden gelen bir bayan sesinin, hava limanına inen uçuş zamanı gelen uçakları duyururken, çıkış salonunun ortasındaki döner banttan eşyalarımızı alarak, herkesin gittiği yöne doğru hareket ettik.

            Hava alanından dışarı çıktığımızda, çıkış kapısı önünde toplanmış yolcu bekleyen kalabalık arasından üç-beş kişinin :

            “Yeni gelecek öğretmenler geldi!... Hoş geldiniz hocalar, hoş geldiniz!....” diyerek bize doğru yaklaştıklarını gördük. Bizi birilerinin karşılayacağını hiç beklemiyorduk; hele Türkçe konuşmaları da hiç yadırgamadık. Daha Türkiye’deyken Almanya’da yaşayanlardan bazılarının:

            “Siz oraya varınca, sokakta gidenlerden yedi kişi sayın, mutlaka saydığınız yedi kişiden altısı Alman, yedinci kişi de Türk’tür.” dediğini çok iyi biliyorduk.

            Çıkışta nereye gideceğimizi, nasıl hareket edeceğimiz düşüncesine fırsat kalmadan, imdadımıza  Türk işçi kardeşlerimiz yetişmişlerdi. Kısaca kendilerini tanıttılar. Frankfurt ve çevresinde işçi olarak çalışıyorlar, hafta tatillerinde de hava alanına gelip, kendi özel araçlarıyla, sadece Türk kardeşlerini gidecekleri adrese götürüyorlarmış. Alman taksi ücretleri oldukça fazlaymış; bu kardeşlerimiz de çok düşük ücretlerle bu işi kaçak olarak görüyorlarmış; istersek bizi de istediğimiz adrese götürebileceklerini söylediler. Onlara, Frankfurt’ta bir yere değil, Nürnberg Kenti’ne gideceğimizi, yalnız bir otomobilin bizi almayacağını, bizi ancak, minibüs gibi bir aracın alabileceğini söyledik. Olur dediler. Yol ücretlerini sorduk, kişi başına yetmiş beş mark dedi biri; çok fazla bulduk; birisi elli mark olur dedi; pazarlık kızışmıştı. İçlerinden bir başkası pazarlığa karıştı:

            “-Hocalar daha yeni geliyorlar Almanya’ya onlara yardımcı olmanız gerekir; minibüsümle ben onları kişi başına otuz beş marka götürürüm.” dedi. Otuz beş marka anlaştık. Valizlerimizi alarak bizi götürecek minibüsün yanına geldik; valizlerimizi ve diğer özel eşyalarımızı bagaja yerleştirdikten sonra minibüsteki yerimizi aldık. Minibüse binip hava limanından ayrılırken hepimiz dikkatle çevremizi gözlemliyorduk. Yol kenarlarında, sıra sıra , çiçekli bahçeleri olan, Alman mimarisinin en güzel örneklerinden yapılmış villa tipi dik çatılı evler, yoldan gelip geçen en son model otolar, kaldırımda yürüyen şık giyimli insanlar; Almanya’ dan onun dillere destan şehri Frankfurt’tan  ilk gördüklerimizdi.

            Minibüsün açık camlarının birinden serin, fakat rutubetli bir hava doluyordu içeriye. Hava limanından bir iki kilometre ayrıldıktan sonra ana yoldan ayrılarak dar bir yola saptık. Minibüse bindik bineli ilk konuşan şoförümüz oldu:

            “-Yıllardır Almanya ‘da çalışıyorum. Nevşehir’liyim  eşim ve çocuklarım da yanımda. Yolda gelirken belki susamışsınızdır, bizim eve uğrayıp biraz su alalım. Burada sular çok kireçli olduğundan, özel kaynak suları kullanıyoruz, içmek için; hem de yolda giderken lazım olur.” diyerek, bilmediğimiz bir caddeye doğru sürdü arabasını. Bizi yol kenarlarındaki mavi zemin üzerine beyaz renkli harflerle yazılmış “Einbahn Strasse”  yazılı trafik levhasını okumaya çalışırken şoförümüz:

            “-Einbahn Strasse, tek yönlü yol demektir; bu yolda hep aynı yöne gidilir; geri dönülmez.” dedi. Kaliteli asfalttan yapılmış yolun çizgileri, daha yeni çizilmiş gibi netti. Sağında ve solunda özenle yapılmış uyarı levhaları olan yolda ilerlerken, minibüsümüz oldukça güzel bir evin önündeki parka yanaştı, durdu. Şoförümüz biraz su getirmek için daha doğrusu gideceği yeri ailesine haber vermek için bizden müsaade isteyerek ayrıldı; gitti, çok beklemeden elinde bir plastik kap dolusu su ile geri geldi. Hepimiz birer bardak içtikten sonra, üzerinde bulunduğumuz tek yönlü yoldan ana yola, oradan da Frankfurt-Nürnberg otobanına girdik. Çoğumuz ilk defa bir yabancı ülke, ilk defa bir büyük oto yolunu görüyorduk. İki taraflı geliş gidişi olan, yanları ve iki yol arası çeşitli engellerle kapatılmış bu yolda bir gidiş yönünde  üç-dört arabanın yan yana gidebileceği şekilde, normal yolardaki çizgilerden biraz daha kalın yol çizgileriyle bölünmüştü. Yola girdiğimizde, aracın hızını arttıran şoförümüz:

            -“Bu yolda en az hız yüz yirmi kilometredir. Bu hızdan az giden araçlar, ekipler tarafından ikaz edilir, bu ikaza uymayan araçlar trafik akışını engellediği için yoldan çıkarılır. Şimdi Frankfurt-Nürnberg arası iki yüz on kilometre; bir buçuk iki saat sonra, Allah nasip ederse Nürnberg’teyiz!” dedi.

            Keskin dönemeçleri olmayan, inişi ve çıkışı fark edilmeyen otoyol, yanyana iki akarsu gibi, yeşillikler arasında uzayıp gidiyordu. Yol kenarlarındaki düzenli park yerleri, belli aralıklarla bir bir buçuk metre yükseklikteki bir demir direk üstüne yerleştirilmiş telefon etme merkezleri ve bir de  sık sık rastladığımız mavi zemin üzerine beyaz boya ile yazılmış “Ausfahrt” yazılı, çıkış yolu anlamına gelen yol levhaları en çok dikkat çeken şeylerdi.

            Konuşmayı seven biri olduğu anlaşılan şoförümüz susmak bilmiyordu. Almanya’nın eski durumunu, bu günkü durumunu; Türk işçilerinin hangi durumlarda çalıştıklarını, çektikleri sıkıntıları; dini ve siyasi gruplaşmalarını anlata anlata bitiremiyordu. Ankara’dan çıktık çıkalı suskunluğumuz ara sıra bozulsa da devam ediyordu. Biliyordum ki, susan insan, kendi kendisiyle konuşur, yaptıklarını, yapamadıklarını düşünürdü.

            Aylardan Eylül, günlerden Cumartesi’ydi. Daha şafak sökmeden Ankara garı yanındaki Türk Hava Yolları’nın bürosu önünden otobüsle başlayan Almanya yolcuğunun son bölümündeydik. Nedeni eğitim ve kültür hizmeti olsa, ekonomik nedenler de olsa, nihayet kader rüzgârı bizi de Almanya’ya atmıştı. Almanya’daydık, öğretmendik, kül renkli kapağı olan pasaportlarımızda “Hizmet Pasaportu”           diye yazılıyordu… Ankara’dan Frankfurt’a kadar hep güneşin battığı yöne doğru gittik. Şimdi de güneşin doğduğu yöne doğru gidiyorduk. Yol kenarları bakımlı; ilk bakışta özel yetiştirildiği belli olan yapma ormanlarla dolu şoförümüzün anlattığına göre, Almanlar bu ormanları, yıllar önce kendileri yetiştirmiş; bu topraklarda görülen ormanların çoğu bazı alman ailelerine aitmiş. Hasadı yapılmış tarlalar, modern tekniğin girdiği her halinden belliydi; üzüm bağları, çayırlar… Bahçelerde, bağlarda çalışan insanlar… Çeşit çeşit tarım araçları… İnsan kendini Türkiye’de sanıyor; ama hayata tamamen girmiş tekniğin en son modellerini gördüğünde de, gerçekten sanayi ülkesi Almanya’da olduğunu kabul ediyor. Yol kenarlarında rastladığımız küçük kasabalarda, köylerde harabe hiçbir binaya rastlanmıyor. Saatli kilise kulelerinin yanında fabrika veya atölye oldukları açıkça belli olan binalardaki tüten uzun bacalar Almanların din ve dünya görüşlerini simgeliyor. Tarlalardaki traktörler en yeni, otoyolda gelip giden ulaşım araçlarının arasında hurda görünümlü hiçbir araç yok; hepside son model araçlar…

            Hah işte!... Çağdaşlık, çağa uygunluk bu olmalı; en son model insana hizmet etmeli ki o insan çağdaş insan olabilsin. Bu şekilde düşünebilsin çağdaş insan diyorum. Çağdaş insan şu gördüğün tarlalarla maddi ve mânevi huzur içinde, altında en son model traktörle çift sürebilsin; veya elindeki en ilkel araçla çift sürerken son model bir traktörle çift sürmeyi düşleyebilsin; yine şu yol üstünde kendisine ait en son model araçlarla yolculuk yapabilsin, yapmayı hayal edebilsin; huzur içinde olan insandır çağdaş insan diyordum. Son kurtuluş dini İslamiyet’le reforma edilmiş Hıristiyanlık dinine inandırılsalar da, huzuru duyma huzuru aramaya azimli Almanya’nın teknik üstünlüğünü gönülden kabul ediyordum.

            Şoförümüz:

            -“Nürnberg’e geldik!... beş on dakika sonra şehir merkezindeyiz,” demesiyle bu derin düşüncelerden uyandım. Arkadaşlarımızla birlikte bizim için Frankurt’tan daha önemli olan şimdiden kestiremeyeceğimi çok uzun bir zaman içinde yaşayacağımız Nürnberg ve çevresinin minibüsümüzden görebildiğimiz kadarıyla gözlemeye başladık. Sonbaharda olmamıza rağmen her tarafa daha yeşillik hâkimdi. Hepside genç ağaçların meydana getirdiği koyu yeşil ormanlarla kaplı, göz alabildiğine geniş bir ova üzerine kurulmuş, Nürnberg. Şehir içine giriş yaparak hızını azaltan aracımız, bize, şehri daha iyi gözetleme imkânı vermişti. Sıra sıra çoğu bir çeşit hafif taştan yapılmış beş altı katlı asırlık evler, Nürnberg’in eski bir şehir olduğunu gösteriyordu. Şehir içinde daha çok kestane, meşe gibi iri yapraklı ağaçlar göze çarpıyordu. Ağaçlar da en az evler kadar yaşlıydı. Yollar, kaldırımlar, parklar bu ağaçlardan dökülen yapraklarla doluydu. Eski binaların rengiyle yerdeki yaprakların rengi uyum içindeydi. Küflü binalar, küflü yapraklar… şehrin geneline hakim olan bu renk uyumuna zıt; vagonları yeşil, sarı, kırmızı, mavi renklerle insan ruhunu okşayacak şekillerde boyanmış üzerlerinde reklam yazıları olan tramvaylar uzaktan bakıldığında çok yavaş gidiyormuş hissini vererek, ağır ağır çok kısa mesafeli duraklarda dura-kalka gelip gidiyorlardı.

            Hangi adrese gideceğimizi soran şoförümüze daha önceden bize bildirilen Türk Konsolosluğu’nun adresini söyledik. Konsolosluğumuzu daha önceden bilen şoförümüz bizi hiç zorluk çekmeden önünde bayrağımızın dalgalandığı konsolosluk binasının önünde bıraktı; ücretini de alarak Frankfurt’a geri döndü. Valizlerimizi alarak konsolosluk binasının kapısına doğru yöneldik. Kapıdaki giriş kontrolünden sonra eşyalarımızı giriş salonunun bir bölümüne yerleştirdik. Öğretmen olarak geldiğimizi öğrenen bir görevli bizi ikinci kattaki eğitim müşavirliğine çıkardı. Kapısında eğitim yazan dar bir odada küçük bir masada oturan, tedirginliği her halinden belli, kır başlı, mavi gözlü eğitim müşaviriyle tanıştık. Dilinin ucuyla bir hoş geldiniz dedikten sonra göreve başlama belgelerini teslim aldı, bize de Nürnberg’te ilk gideceğimiz eğitim adresinin adresini verdi. Bize kalacak bir adres veremeyen müşavir kendisinin de daha ev bulamadığını, ev bulmanın zorluklarını saydı, döktü. Kısaca, herkes başının çaresine baksın demek istiyordu. Konsolosluktan büyük bir hayâl kırıklığıyla ayrıldık.

            Konsolosluğun önü bizden ayrı gelen öğretmenlerle doluydu. Çoğunun bekleyenleri vardı, bindiler otomobillerine gittiler. Bense enişteme sürpriz yapmak için geleceğim tarihi bildirmemiştim; bir taksi tutup gidecektim kaldığı adrese. Bolu İli çevresinden sekiz öğretmen gelmişti Nürnberg’e. Bu sekiz kişiden dördü tanıdıklarının evlerine gittiler. Ben hariç diğer arkadaşlarımın gidecekleri bir yer olmadığı için onları benim gideceğim adrese davet ettim; bizi eniştemin kaldığı adresi bildiğini söyleyen Bolu’lu bir işçi kardeşimiz otomobiliyle aldı bizi verdiğimiz adrese ulaştırdı.

            Bizi adresimize ulaştıran otomobil, özel işaretli park yerlerinden birine yanaşırken, yıllardır enişteme gönderdiğim mektuplarla yaza yaza ezberlediğim “Hirtengasse Dokuz “ yazan sokak levhasını okudum. Bu levhanın yanındaki “Einbahn Strasse” yazılı levhalardan da bu sokağın araçlar için tek yönlü bir cadde olduğunu artık biliyordum.

            Hirtengasse Dokuz, tek yönlü cadde….İki yanında taştan yapılmış, dik çatılı binalar sıralanmış… Arabasıyla bizi getiren işçi kardeşimiz bu eski binalardan büyük kanatlı kapısı olanına doğru yürüdü; binası kadar yaşlı olduğu belli olan, üstünde dokuz rakamı yazılı kanatlı ahşap kapıdan içeri girdik.

            Zemini parke taşlarıyla kaplı, geniş bir avludaydık. Vakit ikindi; dört yanı dik çatılı binalarda çevrili avludan, sadece gökyüzünü görebiliyorduk. Avlu ortasına doğru ağır ağır yürürken, çevremizi büyük bir dikkatle inceliyorduk. Girişte sağ köşeye yerleştirilmiş posta kutularının üstlerine yapıştırılmış etiketlerde özenilmeden yazılmış isimlerin çoğu Türk isimleriydi: Davut… Ali… Necati… Selahattin…Mustafa… Zeki… Yusuf… İsmail… Mehmet… Muhittin… Muzaffer… Aziz… Kamalattın… Mehmet Ali… Hasan Hüseyin... posta kutusunun hemen yanı başına büyük bir çöp vagonu yerleştirilmişti. Avlu girişinin üstünde ki balkona benzeyen yerin ön yüzüne Türkiye’de çok satan bir gazetenin reklamı yapıştırılmıştı. Eskimiş, solmuş duvar afişinin üstünde “Hürriyet burada satılır” diye yazıyordu.

            Dokuz numaralı binanın üç kapısı, yerden avluya açılıyordu. Sayamadığım, kararmış camlı bir sürü pencere; donuk, soğuk bakışlarla küflü, demir parmaklıklar arkasından avluya bakıyordu. Hayalleriyle insanı karamsarlığa sürükleyen bu pencerelerin kanatları açık olanlardan dışarıya bağlanmasıyla türlü çağıran bir gencin sesi yayılıyordu.

            “Yazımı kışa çevirdin

             Yazımı kışa çevirdin

            Bak gözümde yaşa Leylâm.

            Mevlâ’m ayrılık vermesin

            Gökte uçan kışa Leylâm.

            Gökte uçan kışa Leylâm…”


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı haberin tüm hakları GEREDE HABER'e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.GEREDE HABER aksi durumda doğacak yasal hakkını saklı tutar.




OKU - YAZ - GÖNDER! Sende Fikrini Yaz...

YORUMLARINIZ BİR HABER KADAR KIYMETLİ


 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Gerede HABER.Com

GEREDE HABER | Gerede, Bolu ve Tüm Türkiye'den Haberler

Kurumsal Bilgi | Künye | Haber Gönder | Rehber | Sitene Ekle

Reklam | İletişim | Online Haber İhbarı | Arşiv Haberleri

Bolu | Gerede | Dörtdivan | Göynük |  Kıbrıscık | Mengen

Mudurnu | Seben | Yeniçağa | Boluspor | Geredespor

*** Bolu'nun En Çok Okunan Sayfası ***

    

Gerede Haber'in Dünya Siteleri Sıralamasındaki Yeri


Display Pagerank

Güncel Haberler - Google'de Ara - Google'de GeredeHABER - Alexa - Gerede Resimleri - Gerede Köyleri - Gerede Rehberi - Gerede Videoları - Radyo Gerede - Gerede Forum - Teknoloji Haberleri - Kartvizit - El İlanı - Broşür - Web Sitesi - Kurumsal Site

Web Tasarım & Hosting Yasin ERGÜVEN Ajans ve Reklamcılık Hizmetleri Tarafından Sağlanmaktadır...

gerede köyleri, gerede resimleri, gerede lisesi, gerede lisesleri, gerede belediyesi, gerede myo, gerede haber, gerede nerede, gerede tv, Gerede video, Gerede Türk tv, Gerede gazeteleri, Gerede haberleri, Geredeli, Geredeliler, Gerede hakkında