İslam Ve Bilim-1 / Yunus Baki KOÇAK

Cenâbı Hak insanoğlunu yarattıktan sonra, onun huzur ve saadetini tenin için zaman zaman Peygamberler ve o peygamberler vasıtasıyla da huzur ve saadet reçetesi olan kitaplar göndermiştir. Bu kitaplar, bütün ilimlerin çekirdeği (DNA’sı) hükmündedir. “Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, Kur’an’da zikredilmesin.” Enam 59 “Biz o kitapta hiçbir şeyi ihmal (eksik) etmedik.” En’am 38. “Geçmişin ve geleceğin ilmini öğrenmek isteyen Kur’an-ı incelesin.” İbni Mesud, El İtkan; Kuran En Büyük Mucize 105. İnsanlar bu saadet reçetelerine uydukları dönemlerde, dünyevi ve uhrevi bütün ilimlerde ileri gitmiş, uzaklaştıkları dönemlerde ise geri kalmışlardır.
İnsanlar zamanla azıp, yoldan çıkıp, önü alınmaz bir hale geldiklerinde ise, büyük felaketlere maruz kalmış veya tamamen yok edilmiş; daha sonra ise Allah, yeni milletler halk edip yeni peygamberler göndermiştir. İşte en son gelen peygamber Hz. Muhammed (AS) ve son kitap ise Kur’an’dır. Bu son, mükemmel, huzur ve saadetimizin reçetesi olan kitabımıza sahip çıktığımız dönemlerde; ilim ve fende en üst seviyeye çıkmış, ondan uzaklaştığımız dönemlere ise geri kalmışız. Kur’an’dan ilham aldığımız dönemlerde yapmış olduğumuz icatlar karşısında Avrupalılar hayret ve dehşete düşmüş, bilhassa yaptığımız robotlar karşısında, Avrupalılar ürpererek “İçinde şeytan var” demişlerdir. Daha sonraki yıllarda ise onların içlerinden uyanık olanları, bizdeki o fen ve teknolojiyi almış, bizdeki değerli kitapları tercüme etmiş ve bizi ise uyutmaya çalışmışlar ve bunda da başarılı olmuşlardır. Bugün bile hala Avrupa hayranları, onları körü körüne taklit etmeye çalışıp, kendimizdeki değerleri görmezlikten gelmektedirler.
Bizde bir hak dostu: “Muhyiddinem dervişem, Hak yoluna girmişem, On sekiz bin âlemi, Bir zerrede görmüşem.” diyerek, onsekiz bin âlemi bir zerreden (atomdan) seyretmiştir. Müslümanlar, Kur’an ilmi ve ibadet nuru ile gözlerdeki perdeyi kaldırıp, kalplerdeki pası silip, cilalandırarak o kalp aynasına Kur’an ve kâinat kitaplarından yansıyan bilimleri insanlığın önüne sererek bütün dünyayı aydınlatmışlardır. Bir Allah dostu da “Biz, hasırdan Mısır’ı göremeseydik, bugün Amerika’dan haber almak mümkün olmazdı” der. Müslümanlar, İslam’a sahip çıktıkları dönemlerde böyle akıllara durgunluk veren olay ve keşiflere imza atmışlardır.
Hıristiyanlar, Hıristiyanlıktan uzaklaştıkça ilerlemişler; Müslümanlar, Müslümanlıktan uzaklaştıkça geri kalmışlardır.
“İlmin Kullanılışı: Beyruni, “Anlattıklarımın içinde gerçek dışı şeyler varsa Allah’a tevbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allahtan yardım dilerim. Batıl şeyleri öğrenip ondan korunmak için de Allahtan hidayet isterim.” der. Zamanın halifesi Mütevekkil, Huneyn Bin İshak’a (809-873), düşmanları zehirlemek için zehir yapmasını söylediğinde, İshak: “Benim dinim düşmanlarıma dahi iyilik yapmamı emreder. Mesleğim de insanların zararına değil, faydalarına çalışmamı gerektirir.” diye cevap verir. Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi VI-VII-132.
İslam âlemi bu halde iken, Hıristiyan âleminin meşhur vaizlerinden olan Clair Waux’lu Bernhard (1090-1153) “Kurtuluşunuzu ilaçlar kullanmak suretiyle tehlikeye atmak size yakışmaz” diyordu. Hıristiyan bir hasta, Hıristiyan olmayan bir doktora kendini tedavi ettirse, kilisenin aforozuna uğrardı. Kiliseye karşı gelen krallar bile aforoz edilirdi. Kopernik dünyanın döndüğünden bahsettiği kitabını sağlığında yayınlayamadı. Kitap, Kopernik’in ölümünden sonra yayınlandı ve 18. yüzyıla kadar yasak kitaplar arasında yer aldı. Galile (1564-1642, Kopernik’i (1473-1543) destekler mahiyette yazdığı eseri için engizisyon mahkemesine verildi ve fikirlerini inkar etmek zorunda kaldı. Öldükten sonra da Hıristiyan mezarlığına gömülmedi. Bruno (1548-1600) İtalyan düşünürü ve yazarıdır. Dünya hakkındaki düşünceleri yüzünden, diri diri ateşte yakıldı. İbni Rüşt’ün eserlerini okuttuğu için Siger de Barbant, Paris üniversitesinden kovulmuş ve engizisyon mahkemesi kararları neticesinde diri diri toprağa gömülmüştür. Hollandalı Rahip Hermann van Riswik, İbni Rüşt’ün görüşlerini müdafaa ettiği için diri diri ateşte yakılmıştı.
“Avrupalı papazlar, 1163 tarihinde “Papazlar Meclisi”nde aldıkları bir kararla, tıpla ilgili bütün okulları kapattırdılar. Onlara göre doktorluk, cellâtlığa yakın şerefsiz bir meslekti. Doktorlar birer sihirbaz ve yalancıydı. Doktorluk suçtu. Papazlara göre banyo yapmak büyük bir günah, hatta suçtu.” M. İ. Ö. Ansiklopedisi 306. İslam tarihinde bunlara benzer en ufak bir örnek bile gösterilemez.
Batıda “Rönesansı Müslümanlara borçluyuz” diye gerçeği itiraf eden hakperest bilim adamları olduğu gibi, gerçeği inkâr etmeye veya üzerini kapatmaya çalışan bilim adamları da vardır. Ne yazık ki hala Türkiye’mizde de olduğu gibi…
İslam dünyasında XI. Yüzyılda Kahire’de tabipler birliği başkanı, doktorların vazifelerini açıklarken “Bir doktor, düşmanlarını da aynı ruh, aynı ilgi, aynı titizlikle tedavi etmelidir. Onları tedaviye çalışırken sevmelidir.” diyordu. M. İ. Ö. Ansiklopedisi 29-30-44-175.
Halife Mutâsım, Sabit Bin Kurra ile el ele tutuşup gezerken, halife âniden elini çekti. Sabit bu ani davranışın sebebini sorduğunda halife: Unuttum da elimi, elinin üzerine koydum, hâlbuki ilim adamları her zaman üstte bulunmak durumundadırlar.” demiştir. M. İ. Ö. Ansiklopedisi 281-282.
1517 yılında kazanılan Ridaniye zaferinden sonra Yavuz Sultan Selim ordusuyla birlikte İstanbul'a dönüyordu. Yolculuk sırasında, şeyhülislam İbn-i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurlar Padişah'ın kaftanını kirletti. İbni Kemal çok mahcup oldu, korktu ve ne diyeceğini şaşırdı. O'nun bu halini gören Padişah tebessümlü bakışlarla süzdükten sonra şöyle teselli etti: "Senin gibi bir bilginin atının ayağından sıçrayan çamur benim için şereftir. Vasiyetimdir ki, öldüğüm zaman bu kaftan bu haliyle sandukamın üzerine konsun!"
Padişahın sırtından çıkardığı kaftanın çamurları temizlenmedi, öylece saklandı ve vasiyetine uygun olarak ölümünden sonra sandukasının üzerine örtüldü.
Kırım Hanı I. Mengli Giray Han Zincirli Medreseyi yaptırdığında "ilmin önünde her kim olursa olsun eğilmek gerek" diyerek yaptırdığı medresenin giriş kapısı üzerine zincir çektirmiş ve kapıdan eğilerek ilk giren kendisi olmuştur. Bu kapıdan giren, ister padişah, ister talebe ve isterse kim olursa olsun ilim karşısında eğilmek ve mütevazı olmak gerektiğini işaret etmiştir.
Medrese kapısında asılı bu zincir, geçmişte olduğu gibi bugün de ilmin önünde eğilmek gerektiğini hatırlatmaktadır.
Zincirli medresede Arap filolojisi, mantık, felsefe, hitabet, hukuk, matematik, astronomi ve diğer ilimler tahsil ediliyordu. İşte İslam âleminin ilme ve âlime verdiği değer…
17 Mart 2012 / Yunus Baki KOÇAK
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı haberin tüm hakları GEREDE HABER'e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.GEREDE HABER aksi durumda doğacak yasal hakkını saklı tutar.
OKU - YAZ - GÖNDER! Sende Fikrini Yaz...
YORUMLARINIZ BİR HABER KADAR KIYMETLİ























