Üniversite Eşiğinde Bir Gençlik | Şaban ÇİÇEK

4+4+4 eğitim sisteminin tartışıldığı, öğrencilerin büyük bir buhranın içine sokularak geleceklerinin karartılmaya çalışıldığı ve dolap beygirinden farksız hale getirilen gençliğin, bu buhran içerisinde yokluğa doğru hızla sürüklendiği bir aşamada bulunuyoruz. Büyüklerimiz gelecekle ilgili planlar yapıyorlar, fakat yaptıkları planları dört beş yıldan öteye götüremiyorlar. Nedenlerle ve nasıllarla dolu bir eğitim sisteminin içerisinde bir girdaba kapılmış gidiyoruz.
Bize öğretmenler olarak deniliyor ki çocukları dört yıl okulda tutun. Sokağa inip taşkınlık yapmasınlar, iş istemesinler, eylemlere katılmasınlar. Haa bu arada pek bir şey öğrenmelerine gerek yok. Dört yıl vakit geçirsinler, yeter. Bütün sektörlerde işler artık yoluna girdiği ve çok düzgün bir halde işlemeye başladığı halde ne hikmetse milli eğitimde girmedi, giremedi. Daha düne kadar anaokulunu mecbur tutan, bunun için onlarca kişiyi istihdam eden sistem, bugün anaokullarını ortadan kaldırıyor.
Yapılan şeyler güzel olabilir, belki çok isabetli kararlar da olabilir ama kardeşim bu neticede insan hayatı, bir insan hayatı ile bu kadar da dalga geçilmez ki. Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Onları sürüklediğimiz yokluk bizi de içine çekecek ve geleceğimizi yutacak olan yokluktur. Hiç kimse içerisinde bulunduğu makamı ebedi kabul edip sonsuza kadar bu makamda oturacağını zannetmesin. Maiyeti ile iyi geçinemeyen, onları sürekli aşağılayan, eğitim durumlarını beğenmeyen, onların çalışmadıklarını iddia eden bir zihniyetle bu işler düzelmez. Önce zihniyetinizi düzeltecek ondan sonra alt tabakadaki insanları tanımaya çalışarak eyleme geçeceksiniz. Zihniyet düzeldikten sonra gerisi zaten gelecektir.
Gelelim yeni eğitim sistemimize. Bence görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıyla - görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıyla diyorum zira kimse çok bir şey bilmiyor- gayet şık bir düzenleme. Ortaokullarının hemen hemen hepsinin imam-hatip lisesi olması gayet güzel. Artık Müslümanlar olarak kendimizden utanmayacak ve dinimizi okullarımızda rahat bir şekilde öğrenebilecek, öğretebileceğiz. Eskiden mahallede adım atmadığımız yer kalmazdı çocuklarımıza kendi ülkemizde, kendi dinimizi öğretebilmek için. Şimdi okullarımızda gayet rahat, ders müfredatı içerisinde öğrenecekler, öğrenecekleri dini bilgileri çocuklarımız. İsteyen herkes istediği yerde, istediği mesleğe gidebilecek. Ancak benim aklıma takılan şey şu ki niye insanları ısrarla okumaya yönlendirip yüzde yüz okuma oranı isteniyor. Bırakın isteyen okumasın ve istediği meslekte kendisine yer edinsin. Yani kemiyet çoğalacağına keyfiyet çoğalsın. Lise mezunlarının bir farkı olsun toplum içerisinde. On iki sene okul okuduğu halde elinde beyaz kâğıdıyla ilmühabercinin önünde dilekçe yazdıracağım diye sıra beklemesin insanlar. Okuma yazma bilmeyen ortaokul mezunlarımız vardı şimdilerde. Bundan sonra da okuması ve yazması olmayan lise mezunları mı olacak yani. Zaten liseden mezun olanların eğitiminden şikâyetçiyiz. Bu şikâyetlerimize yeni şikâyetler mi ekleyeceğiz acaba.
Peki, bütün hayatını yaklaşık üç saat gibi kısa bir süreye göre ayarlayan, hatta sadece kendi hayatını değil, bütün ailesinin hayatını bu üç saat içerisinde mahvedebilen, bunalımlarında, boşluklarında, geleceğe ait kaygılarında kimseye güvenemeyen, geleceğe boş boş bakan neslin hali ne olacak. Onlar için de kalıcı çözümler getiriliyor mu yoksa yapılan bütün eylemler geçici, tampon olmaktan öteye geçmeyen eylemler mi? Hazırladığı sorularda bile dengeyi tutturamayan, süreyi ayarlayamayarak insanları mağdur edip bunalıma girmelerine neden olan kişilerin hesabı soruldu mu? Yoksa son üniversite sınavında Türkçeden milleti harcayacağım diye birçok kişinin ahını alıp sorulardaki süre dengesizliklerini ayarlayan kişilerin yaptıkları hep yanlarına mı kaldı?
Evet, yeni nesil pek kitap okumuyor. Hatta hiç kitap okumuyor desek çok yanılmış olmayız; fakat son sınavdaki Türkçe sorularını yapamama nedenleri kitap okumamak değil, çünkü kitap okuduğunu adım gibi olmasa da soyadım gibi bildiğim birçok öğrencim de bu sınavda soruları yetiştirememekten şikâyetçi idiler. Ben de sorulara baktığımda öğrencilerin haklı olduğunu gördüm. Belki bir on beş dakika daha verilmiş olsa idi böyle yetiştirememe sorunu olmazdı herhalde.
Yanlış yapılmış, sorular ve süre ayarlanamamış. Buraya kadar yapacak pek bir şey yok artık; ama en azından yetkililere düşen şey, çocukları suçlamak yerine, hatayı kabul edip suçlu olduklarının bilincine varabilmekti. Meşhur sözdür fakat “Çingeneyi padişah yapmışlar, önce babasını kesmiş.” Biz de ne hikmetse ilimden, irfandan uzak belli bir kesim bir yerlere geldiklerinde kendilerini ispat uğruna yapmadıklarını bırakmıyor ve elinde mevcut olan kimseleri ezdikçe eziyorlar. Ne diyelim Allah onları ıslah etsin.
Saygı, sevgi ve dua ile
Şaban ÇİÇEK - 07/04/2012
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı haberin tüm hakları GEREDE HABER'e aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.GEREDE HABER aksi durumda doğacak yasal hakkını saklı tutar.
OKU - YAZ - GÖNDER! Sende Fikrini Yaz...
YORUMLARINIZ BİR HABER KADAR KIYMETLİ























